6 Temmuz 2019 Cumartesi

Rhône Nehri'nin hayat verdiği iki küçük Fransa kenti;
AVIGNON ve ARLES


Merhaba!

Nisan 2019'daki Milano-Nice-Marsilya seyahatimin bir gününü, iki küçük Fransız kentine ayırdım ve 17 Nisan 2019 Çarşamba sabahı trenle önce Avignon'a, oradan da Arles'a gittim. Bu güzel günde yaşadıklarımı ve Arles sokaklarında nasıl Van Gogh'un peşine düştüğümü anlatacağım yazıma başlıyorum; keyifli bir okuma diliyorum!

Marsilya'dan başlayarak, Avignon ve Arles'ı gezdiğim günübirlik gezimin ulaşım planı böyleydi. Detaylı bilgiler aşağıda!

🚂 ULAŞIM

Nisan 2017'de yaptığım Amsterdam seyahati öncesindeki hazırlık döneminde okuduğum ve hakkında bir de yazı hazırladığım Süreç adlı müthiş kitapta, Hollandalı yazar Harry Mulisch Arles sokaklarını o kadar güzel anlatmıştı ki, o bölümleri okuduğum bir an okumaya ara verip, "neden gidip buraları gezip görmüyorum?" diye düşünmüştüm. İşte o zaman fikir tohumlarını serptiğim Güney Fransa (Nice ve Marsilya) seyahatime bir de ilk durak olarak Milano'yu ekledim ve 6-18 Nisan 2019 tarihlerinde çok keyifli bir seyahat yaşadım.

Seyahatimin son durağı olan Marsilya'da bir tam günümü, Avrupa'nın en uzun  (812 km) nehirlerinden biri olan Rhône'un hayat verdiği iki küçük Fransa kentine ayırdım. Günübirlik gezime Marsilya'nın ana tren istasyonu olan Gare de Marseille Saint-Charles'dan başladım. 



Gare de Marseille Saint-Charles'ın, özellikle valizle çıkarken epey zorlayan, Place des Marseillaises tarafındaki merdivenleri.  

Marseille Saint-Charles Tren Garı.

Marseille Saint-Charles Tren Garı, aradığınızı kolaylıkla bulabileceğiniz, aşırı insan kalabalığının fazla olmadığı, Fransa'daki ve Avrupa'daki çok sayıda kente demir yolu ulaşımının sağlandığı merkezi istasyon. Garın arka tarafındaki otobüs terminalinden hareket eden otobüslerle Marseille Provence Havaalanı'na ve yine hem Fransa'daki hem de Avrupa'daki pek çok kente ulaşmak mümkün. Marsilya'daki iki metro hattının (M1 ve M2) Saint-Charles Tren Garı'nda istasyonu olduğunu da belirtmeliyim.

Aşağıdaki bağlantılara giderek ilgili yerlerle ilgili detaylı bilgi edinebilirsiniz:
Marseille Saint-Charles Tren Garı
Marseille Provence Havaalanı 
Havaalanı Otobüsü 
Marsilya Metrosu 
Fransa (Tren Bileti)


Marseille Saint-Charles Tren Garı'nın içinden.


Gar binasında Fransa'nın devlete ait demir yolu hizmetlerini işleten
kurumu olan SNCF (Société nationale des chemins de fer français)'nin satış
ve danışma ofisi var. Tren biletlerini; benim gibi seyahatten haftalar önce, uygun fiyatla SNCF'nin yukarıda verdiğim internet sitesinden
ya da gardaki bilet makinelerinden de alabilirsiniz.


Marseille Saint-Charles Tren Garı'nda sabahın ilk saatleri.

Bölgesel trenlerden (TER: Train Express Regional) biri. 

Bölgesel trenler (TER) daha fazla sayıda durakta yolcu indirme-bindirme yaptığından, seyahat süresi uzun olabiliyor. Ben bu nedenle Avignon için tren bileti alırken, hızlı tren olan TGV (Train à grande vitesse)'yi tercih etmiştim. SNCF'nin internet sitesinden bilet alırken, hem bölgesel (TER) hem de şehirler arası/uluslararası hızlı tren (TGV) seçeneklerini görebiliyorsunuz.



Beni Avignon'a götüren TGV treni Marsilya - Frankfurt seferi yapıyordu.

Marsilya - Frankfurt seferi yapan trenle Avignon'a giderken.

Marsilya'dan kalkan TER trenleri Avignon kent merkezine kadar sizi ulaştırıyor. Yolculuk uzun sürüyor ama böyle bir kolaylığı var. Benim tercih ettiğim TGV trenleri ise kent merkezine gitmiyor! Gare d'Avignon TGV istasyonunda trenden iniyor, aynı istasyondaki farklı bir perondan banliyö trenine binerek Avignon kent merkezindeki Gare d'Avignon Centre istasyonuna ulaşıyorsunuz. Satın aldığınız tren bileti ile banliyö trenine ücretsiz binebiliyorsunuz. Yolculuk yaklaşık 5 dakika sürüyor.


TGV hızlı trenini kullanırsanız tren biletinizi saklayın!
Hem banliyö treninde de işinize yarar, hem de anı olarak saklarsınız!



AVIGNON

Provence-Alpes-Côte d'Azur; Fransa'nın güneydoğusunda yer alan, Akdeniz'e kıyısı olan ve merkez şehri Marsilya olan, Fransa'nın 26 bölgesinden biri. Avignon ise bu bölgede, Rhône Nehri'nin kıyısında bulunan küçük bir Fransa şehri. Şehri çevreleyen ve Orta Çağ'dan kalan duvar, Palais des Papes (Papalar Sarayı) ve bir dünya mirası olan Pont d'Avignon (Avignon Köprüsü) olarak da bilinen, Pont Saint-Bénézet köprüsü ile biliniyor.

Bazı kentler vardır, tarihleri ile bugünlerine ayrı bir değer katarlar. Yüzlerce yıllık geçmişi ile Avignon böyle bir dünya kenti. Antik Çağ'da bir Fenike ticaret merkezi olan Avignon, daha sonra gelişen bir Roma şehri haline gelmiş. Kuzey - Güney Avrupa ve İtalya - İspanya arasındaki büyük ticaret ve göç yollarının kavşağında yer alan şehir, Avrupa tarihinde önemli bir yere sahip.

Solda; 16. yy.'daki Avignon yerleşim planı.
Sağda; Pont d'Avignon'un 1840'daki durumu.

Avignon, bir dönem Vatikan'a rakip olarak Papalık makamının merkezi olmuş; 1309-1377 yılları arasında art arda yedi papa burada yaşamış. Papaların varlığı Avignon'u 15. yy.'da Orta Çağ batı dünyasının başkenti yapmış. Avignon, Fransız Devrimi'ne kadar devam eden Papalık döneminde, Fransa Kralı'na meydan okuyacak kadar güçlü, kibirli ve özgür bir şehir statüsüne sahip olmuş.

Günümüzde Papalar Kenti olarak bilinen ve  Rhône Nehri'ndeki tekne turlarının önemli duraklarından biri olan Avignon'da gezmeye tren garından itibaren başlamak istiyorum. Takılın peşime, sizi çok güzel ve şirin bir Fransa kenti bekliyor!


Avignon Merkez Tren İstasyonu (Gare d'Avignon-Centre/Avignon Central Railway Station), tarihi kentin merkezine 15 dakikalık yürüme uzaklığında.  


Boulevard Saint Roch bulvarından gar binasının görünümü (solda),
nazik Fransızlar gardan çıkışta sizi,
 "bienvenue en Avignon" (Avignon'a hoş geldiniz) diyerek karşılıyorlar!



Gardan az ileride, Cours Jean Jaures caddesindeki turizm ofisine uğrayıp, Avignon haritası ve kentle ilgili görsel kaynaklar alabilirsiniz. Kartpostal, havlu ve sabun ise, benim anı olarak Avignon'dan aldıklarımdan oldu.

Gardan başlayan Cours Jean Jaures caddesi, Rue de la Republique caddesi ile birleşiyor ve bu yürüme güzergâhı Place de L'Horloge'de (Saat Meydanı) son buluyor. Buradan az ileride ise Avignon Katedrali'nin ve Papalar Sarayı'nın bulunduğu, tarihi kent merkezi olan Place du Palais (Saray Meydanı) var.


Saint Martial Temple (Aziz Martial Tapınağı), Chapelle de l'Oratoire (Oratory Şapeli) ve Hôtel de Ville d'Avignon (Belediye Binası).

 Aziz Martial Tapınağı (Saint Martial Temple)'nın
Rue Jean Henri Fabre sokağındaki kapısından detaylar.

Chapelle du collège des jésuites (Cizvit Koleji Şapeli), aynı zamanda kent müzesi olarak hizmet veriyor (Musée lapidaire d'Avignon).
Avignon'un dar sokaklarında toplu ulaşım minik araçlarla sağlanıyor.
Avignon postacısından haber var!

Avignon sokaklarını adımlayan sol ayağım, bu cümleyi yazdığım şu an (28/6/2019, 21:41), eklem kireçlenmesi (halluks rigidus) nedeniyle
mayıs ayı başında ameliyat olduğum için özel bir ayakkabı içinde.
Gelecek geziler için iyileşiyor!

Avignon Sokaklarından.


Çaldığı müzik aleti, kedisi ve köpeği ile Avignonlu çocukları sevindiren dede.

Sabah Marsilya tren garında hafif bir kahvaltı yapmıştım. Avignon'da biraz gezdikten sonra acıkmaya başladım. Şöyle güzel bir yerde ayaküstü meyve suyu ve sandviçle ikinci kahvaltıyı yapmak için yer ararken, Saray Meydanı'nı (Place du Palais) gören, Rue Pente Rapide sokağının başındaki çınar ağacının gölgesini buldum. Meydanı gezdikten sonra da keyifli bir çay molası verdim.


Sandviç ve meyve suyu molasını tam burada verdim, o güzel çınar ağacını
ve gölgesini unutamam. Çay molası için tercihim, 2 Rue de la République adresindeki 
Salon De Thé oldu.


Saray Meydanı'ndaki (Place du Palais) gezilecek yerleri şöyle sıralayabilirim:

Palais des Papes (Papalar Sarayı): Konum   Bilgi 

Notre Dame des Doms d'Avignon (Avignon Katedrali): Konum   Bilgi 

Les Luminessences d'Avignon (Müze): Konum   Bilgi 




Solda Place du Palais (Saray Meydanı),
sağda tarihi bir binadaki Hôtel des Monnaies.

Hôtel des Monnaies'in tarihi anıt olarak kabul edilen ön cephesinden detaylar.

Place du Palais (Saray Meydanı).

Avginon'daki en büyük dinî yapı bu meydandaki Avignon Katedrali (Cathédrale Notre-Dame des Doms d'Avignon). Bir Roma Katolik Kilisesi olan ve 12. yy.'ın ikinci yarısında inşa edilen katedral Romanesk mimarinin bir örneği.


Saray Meydanı'ndan bakıldığında Avignon Katedrali böyle görünüyor.

Avignon Katedrali (Cathédrale Notre-Dame des Doms d'Avignon).


Katedralin içi ücretsiz olarak gezilebiliyor.


Avignon Katedrali'nin içinden.

Avignon Katedrali'nin içinden.

Sırada Pont d'Avignon (Avignon Köprüsü) olarak da bilinen, Pont Saint-Bénézet köprüsü var. Avignon'a tam bir gün ayırabilecek zamanım olsaydı, buraya gider ve tarihi köprünün üzerinde yürürdüm ama maalesef bunu yapamadım. Bunun yerine Avignon'a gitmeden önce çok istediğim başka bir şeyi yaptım; Pont Edouard Daladier köprüsüne gittim ve buradan Pont d'Avigno'un Rhône Nehri'ni üzerindeki görüntüsünü seyrettim.


Pont Édouard Daladier (solda) ve  Pont d'Avignon (sağda).


Pont d'Avignon (Avignon Köprüsü) ve Rhône Nehri.

Bu seyahatimden önce hayal ettiğim fotoğrafı çektirdim!

Bir Orta Çağ köprüsü olan Pont d'Avignon 117-1185 yılları arasında inşa edilmiş. İlk köprü 1209 yılındaki Albigeois Haçlı Seferi sırasında imha edilmiş. Daha sonra aynı yere 22 kemerli yeni köprü yapılmış. Rhône'nin suları köprünün kullanımına izin vermeyince, köprü 17. yy.'ın ortasından itibaren kullanılamamış. Çocuklar için hazırlanmış bir kısa çizgi filmdeki şarkıda (Sur le pont d'Avignon; Avignon Köprüsünde) Pont d'Avignon var!


Pont Édouard Daladier köprüsünden geçerken gördüğüm tur tekneleri 

ve fotoğrafımı çeken Fransız bisikletli gezgin. 


Avignon'dan ayrılmadan önce yol üzerinde gördüğüm O'Collin's Irish Pub'da serinlemek çok iyi geldi! Her yudumda meyve aromalarını aldığım,
mor renkli ve hafif köpüklü Grimbergen Rouge güzeldi!



Roma Gezi Yazısı 



ARLES

Avignon'dan Arles'a geçmek için TER bölgesel treninden bilet almıştım. Bölgesel trenler Avignon'un merkezinden geçtiği için, Avignon kent merkezindeki Gare d'Avignon Centre istasyonundan 14:07 trenine bindim ve yaklaşık 20 dakikalık kısa bir yolculuktan sonra Gare d'Arles'a ulaştım.


Avignon - Arles (8€) ve Arles - Marsilya (16,3€) tren biletlerim.


Arles Tren İstasyonu (Gare d'Arles); Arles gibi küçük ve sevimli!


Arles ile özdeşleşmiş bir isim var; Vincent van Gogh. Özellikle manzara resimleri ile bilinen Hollandalı ressam, 37 yıllık kısa ömrünün bir yıldan biraz fazlasını bu güzel Fransız kentinde geçirmiş. Paris'ten kaçarcasına geldiği Rhône kıyısındaki Arles'da, 20 Şubat 1888 - 8 Mayıs 1889 arasında yaşamış ve bu dönemde yaklaşık 300 resim yapmış. Arles'a geldiğinde ilk olarak bir otelde oda kiralayan Van Gogh, daha sonra atölye olarak da kullandığı sarı eve yerleşmiş. Arles'ın pek çok yerinde, benim de yaptığım gibi, Van Gogh'un izini sürmek mümkün, ama maalesef II. Dünya Savaşı yıllarındaki bir bombardımanda yıkılan sarı ev artık yok!

Arles tren istasyonundan çıkar çıkmaz durakta bekleyen taksi şoförü ile el işaretleri ile yaptığım pazarlık sonucunda (10€'ya anlaştım) ilk olarak taksi ile Langlois Köprüsü'ne (Pont de Langlois) gittim. Köprü farklı isimlerle de biliniyor; Pont de Réginelle ve Le pont Van-Gogh

Arles'a giderken, Nisan 2017'de gittiğim Amsterdam'daki
Van Gogh Müzesi'nden aldığım kartpostalı yanımda götürdüm.
Müzeden kartı alırken bir gün bu ânı yaşamayı istemiştim; çok şükür yaşadım!

Langlois Köprüsü; Hollandalı bir mühendis tarafından Arles'dan Port de Bouc'a kadar kanal boyunca inşa edilmiş on bir köprüden biri. Köprü 1888'de Van Gogh'un birkaç resmine konu olmuş. Söz konusu köprülerin tamamı, II. Dünya Savaşı sırasında (1944 yılında), Almanlar tarafından tahrip edilmiş. Günümüzdeki köprü savaş sonrasında Arles Turizm Kurulu tarafından yeniden inşa edilmiş. Köprü sembolik olsa da, benim Arles gezime anlam katan bir nokta oldu.

Taksi ile Arles kent merkezine döndüm ve sokaklarında yürümeye, eski kent merkezinden (Place de la Republique) Arles'ı tanımaya başladım. 

Uzun bir tarihi geçmişe sahip olan Arles, Antik Çağ'da bugünkü Fransa'nın güneyinde yer alan Roma eyaleti Gallia Narbonensis'in önemli bir şehriymiş. Bu bakımdan Arles, antik bir kentin Orta Çağ Avrupa medeniyetine dönüşmesinin güzel bir örneği olarak niteleniyor.

M.Ö. 123'te şehri ele geçiren Romalılar, M.Ö 104'te inşa ettikleri bir kanal ile  o zamanki (Latince) adı ile Arelate'nin Akdeniz'e bağlantısını sağlayarak, önemli bir kent haline gelmesini sağlamışlar. Bununla birlikte Arles, Akdeniz kıyısındaki Marsilya'nın gölgesinden kurtulabilmek için yüzyıllarca mücadele etmiş. Arles'da 2007'den beri her yıl ağustos ayında, eski adı Arelate'nin verildiği bir festival düzenlenmektedir.


Arles'ın tarihi merkezi olan Place de la République meydanı
ve IV. yy.'dan kalma Roma dikili taşı (Obélisque d'Arles).

Place de la République meydanındaki dikili taşın üç tarafındaki tarihi yapılardan biraz söz etmek istiyorum. Yukarıda soldaki fotoğrafta, dikili taşın arkasındaki bina Arles Belediye Binası (Mairie d'Arlesolarak kullanılıyor.

Fotoğrafa bakış yönüne göre dikili taşın solundaki yapı bir Katolik kilisesi olan Saint-Anna Kilisesi (Eglise Sainte-Anne d'Arles). Dikili taşın sağında kalan ve kapısındaki müthiş sanat işçiliği ile dikkat çeken yapı ise Saint-Trophime Kilisesi (Primatiale Cathédrale Saint-Trophime).


Postane Binası (solda) ve Belediye Binası'nın saat kulesi (saat).

Arles Belediye Binası (Mairie d'Arles).


Bir Roma Katolik kilisesi olan Saint-Trophime Kilisesi, 12-15. yüzyıllar arasında Romanesk mimaride inşa edilmiş eski bir katedraldir. Yolunuz Arles'a düşerse ücretsiz olarak gezilen Saint-Trophime Kilisesi'ne uğramayı unutmayın.


Saint-Trophime Kilisesi.


Saint-Trophime Kilisesi'nin girişinden detay.

Saint-Trophime Kilisesi'nin içinden görüntüler.


Arles, Roma İmparatorları tarafından askerî seferlerde merkez olarak kullanıldığı IV. ve V. yy.'larda gücünün doruğuna ulaşmış ve Rhône Nehri üzerinde büyük bir liman olarak yıllarca ekonomik olarak önemli kalmış. Bölgeye demir yolu ulaşımının sağlanması ile, 19. yy.'da nehir ticareti azalmış ve şehir ekonomik olarak durgun bir su haline dönmüş.

Şehirdeki Roma döneminden kalma tarihi yapılar ve Romanesk anıtlar 1981 yılından bu yana UNESCO Dünya Miras Listesi'de yer alıyor. Bunlardan en önemlisi olan Arles Amfitiyatrosu (Arènes d'Arles) tam olarak kentin şurasında.


Arles Amfitiyatrosu (Arènes d'Arles).


Rue du Cloître sokağı 20 numarada girişi bulunan Saint Trophime Manastırı (Cloître Saint-Trophime)  Arles'daki tarihi yapılardan biri. 


Saint Trophime Manastırı (Cloître Saint-Trophime).

Arles Amfitiyatrosu ve Saint Trophime Manastırı bilet bilgileri.

Şimdi biraz Arles sokaklarında yürüyelim, sonra Van Gogh'un peşine düşeceğiz!


Arles sokaklarından...

Avrupa kentlerinin eski binalarındaki kepenkli pencerelere tutkunum!



Boyasız, sade bir pencere kepengi ve detaylar.

Farklı bakışlar!

Arles sokaklarından...

Bir başka tutkum; kapı tokmakları.
Ortadaki fotoğrafta sol kapının üst kısmında görülen yatay aralık 
posta kutusu işlevi görüyor. Aralığın hemen üstünde Fransız kibarlığı ile yazılmış bir levha var: "Pas De Publicate / S.V.P" 
Buradaki S.V.P. "s'il vous plait"in kısaltması, yani "lütfen" demek.
Bu kapının ardında yaşayan, posta kutusunda reklam istemediğini belirtmiş.

Bilmediğim yaşanmışlıklara dokunmak...

Arles sokaklarında gezerken gördüklerimden!

Evde Arles'ı yaşamak için şuradan bir şeyler alayım!

Bir Arles sokağı, bir pencere ve yaşamı güzelleştiren dokunuşlar.



ARLES SOKAKLARINDA VAN GOGH'UN İZLERİ! 


Van Gogh'un Arles'daki ilk izlerini Langlois Köprüsü'nde bulmuştum. Şimdi kentin merkezindeyiz ve günümüzde kültür merkezi olarak kullanılan L'espace Van Gogh'da ünlü ressam yine karşımıza çıkıyor. Van Gogh'un Arles'da yaşadığı dönemde hastane olarak kullanılan bina ressamın bir süre tedavi gördüğü yer. Yeri tam olarak, o dönem hastanede görev yapan doktorun adını taşıyan meydan olan Place Félix Rey'de.


 L'espace Van Gogh'un kapısı ve girişten ünlü bahçenin görünümü.


Van Gogh kafasının bunaldığı günlerde kulağını kesmiş olması ile de ayrıca ünlüdür. İşte o dönem (Nisan 1889) tedavi gördüğü buradaki hastanede de resim yapmayı sürdürmüş. Ünlü resimlerinden biri olan “Garden of The Hospital” burada yaptığı resimlerden biri. Resmin orijinal Fransızca adı "le jardin de la maison de santé à Arles" (Arles'daki sağlık evinin bahçesi). Resmin orijinali İsviçre'deki bir müzede (Oskar Reinhart collection Am Römerholz) sergileniyor. Van Gogh'un burada yaptığı eskizleri Nisan 2017'de Amsterdam'daki Van Gogh Müzesi'nde görmüştüm.


“Garden of The Hospital” (Hastane Bahçesi).

Van Gogh, Dr. Felix Rey'e teşekkür etmek amacıyla doktorun portresini yapmış.
Van Gogh'un yaptığı tablo sol başta, doktorun fotoğrafı ortada.

Yaşamımın güzel anlarından biriydi.

Karakteristik imzasını Arles'da yaratan Van Gogh'un, 1888 yılında burada yaptığı resimlerden birindeki konu, Avignon'a olduğu gibi ortasından geçtiği Arles'a da hayat veren Rhône Nehri. "Starry Night Over the Rhône" adlı resminde, şehri aydınlatan gaz lambalarının nehirdeki yansımalarını müthiş fırça darbeleri ile resmetmiş. Kardeşi Theo'ya yazdığı bir mektupta şöyle yazmış: "Gökyüzü mavimsi yeşil (aquamarine) renkte, su kraliyet mavisi, toprak leylak renginde. Kasaba mavi ve mor. Sarı renkli gaz lambalarının yansımaları saf altın renginde ve giderek yeşil-bronz oluyor." Bu güzel gece resmi günümüzde Paris'teki Orsay Müzesi'nde sergilenen 10 Van Gogh resminden biri!



"Starry Night Over the Rhône" (Rhône Üzerinde Yıldızlı Gece).


Arles'da gezerken Pont de Trinquetaille köprüsüne doğru yürürseniz, hem köprüden güzel bir Rhône manzarası, hem de tam şu noktada Van Gogh'un bir başka izini görebilirsiniz. Ekim 1888'de yaptığı "The Stairs of 
Pont de Trinquetaille"  adlı resimdeki köprüden söz ediyorum! Buradaki bilgi panosunda resmin günümüzde bulunduğu yer olarak, İsviçre'nin Zürih kentinde  bir sanat müzesi olan Kunthauss adres gösterilmiş. Bu yazıyı hazırlarken müzenin internet sitesinde Van Gogh ile ilgili sayfada söz konusu resmi göremedim!



Pont de Trinquetaille köprüsü ve Van Gogh'un resmi.

Arles'da yaşadığı dönem sık sık gittiği bir kafenin de resmini yapmış Van Gogh. Eylül 1888'de yaptığı ve günümüzde Amsterdam'daki Rijksmuseum'da sergilenen resmin adı "Le Café le Soir" (Gece Kahvesi). Günümüzde kafeye ünlü ressamın adını vermişler. Şehrin merkezindeki Place du Forum'daki kafe ressamın tablolarındaki gibi güzel ve sevimli görünmüyor; benim gördüğüm buydu. Hatta iddia ediyorum; Van Gogh bugün yaşasa ve sokaktan kafenin bugünkü durumunu görse, benim gibi kapısından girmeden geçer giderdi!

Van Gogh'un Gece Kahvesi adlı resmi ile ilgili olarak Sunay Akın Kalede 1 Başına adlı kitabının 146. sayfasında şöyle yazmış: Van Gogh'un "Gece Kahvesi" tablosunda kimsenin oturmadığı sandalyeler görürüz. Boş sandalyeler, ressamın toplumdan uzak, kendini giderek insanlardan soyutlayan kişiliğini yansıtır. (Kalede 1 Başına, Sunay Akın, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, I. Basım, Kasım 2018)

"Le Cafe Van Gogh"; zamanın bozduklarına bir örnek!



Arles'da yaşadığı Sarı Ev'in yakınlarında yaptığı bir tablosunun izlerine şurada rastladım. Van Gogh'un yaşadığı evin günümüzde olmadığını belirtmiştim. Bu resmin adı her ne kadar La Maison Jaune (Sarı Ev) olsa da, ressamın yaşadığı ev bu değil! 1888'de yaptığı sulu boya resmin orijinali günümüzde Amsterdam'daki Van Gogh Müzesi'nde sergileniyor. (Buradaki bilgi panosunda resmin şimdiki adresi olarak Rijksmuseum yazıyor. Arles Turizm Kurulu'nun güncelleme yapması gerek!)





Sümer Özvatan

Temmuz 2019



























2 yorum:

  1. Yazılar fotoğraflarla çok güzel desteklenmiş. Tam gezi rehberi. Gerçekten süper olmuş Sümer hocam.

    YanıtlaSil