27 Kasım 2017 Pazartesi

Budapeşte

BUDAPEŞTE GEZİ YAZISI



Yazı içindeki tüm fotoğrafları üstlerine tıklayarak büyük boyutlu olarak görebilirsiniz!


Budapeşte ile ilgili diğer yazılarım: 
Szentendre     Budapeşte Heykelleri 


Budapeşte fotoğraf gösterisini de buradan izleyebilirsiniz!



Bu yazımda Avrupa Hayal Haritam'da yer alan dünya kentlerinden Budapeşte'ye yaptığım gezi hakkında notlarımı ve fotoğraflarımı paylaşmak istiyorum.


Ben Budapeşte'yi çok sevdim...


Ekim 2015'te Budapeşte seyahatine karar verir vermez (gidiş tarihimden yaklaşık 5 ay önce) uçak biletimi aldım. THY ile Ankara - İstanbul - Budapeşte (gidiş ve dönüş) toplam 505 TL gibi çok uygun bir fiyata bu seyahatimi gerçekleştirdim. 


Budapeşte gezimin kısa özeti!

Ardından booking.com'dan konaklamamı satın aldım. Uçak biletinde olduğu gibi konaklamamı satın alırken de şanslıydım; Buda tarafında yer alan HotelPapillon'a 3 gece için (oda + kahvaltı) sadece 52 € ödedim. Konaklama ve gezi bütçesine daha sonra değineceğim.


Avrupa Hayal Haritam.

Uçak biletini almış, konaklama için de rezervasyonumu yaptırmıştım. Geziyi gerçekleştirmeye yaklaşık 5 ay vardı. Bu süreyi internette Budapeşte ile ilgili gezi yazıları okuyarak not almakla, Google Maps'te kendi harita ve krokilerimi oluşturmakla ve Budapeşte Gezi Planı'mı oluşturmakla geçirdim. Gidip yaşamaktan ayrı, öncesinde hazırlık yapmaktan ayrı keyif aldım.


Okunan gezi yazıları, alınan notlar, hazırlanan kroki ve planlar, Budapeşte dosyası...

Macaristan'ın başkenti Budapeşte yaklaşık 1.8 milyon nüfusu ile 10 milyon nüfusu olan ülkenin en büyük kenti. Kentin ortasından geçen Tuna nehri Budapeşte'yi Buda ve Peşte olarak ikiye ayırıyor. İnişli çıkışlı yolları olan Buda tarafı tamamen düz olan Peşte'ye göre daha yüksekte kalıyor. Kentin yeni yüzü Peşte'de, tarihi dokusu ise Buda tarafında daha yoğun hissediliyor. 


Google Maps'i kullanarak oluşturduğum kroki planlarımdan biri.

Macaristan'ın 2004 yılından bu yana Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen kendi para birimi olan Forint kullanımda (Hungarian Forint; HUF). Para birimleri arasında şöyle bir eşitlik var (Eylül 2016 itibari ile): 1 HUF = 0,010 TL = 0,0032 EURO. Herhangi bir şeyin fiyatını TL'ye çevirmek için HUF fiyatından iki sıfır silmek yeterli. Gitmeden önce Türkiye'de HUF bulup almak çok mümkün değil. Havaalanından itibaren kentin hemen her yerinde döviz ofisleri var. Döviz bozdurma işlemi sırasında vereceğiniz EURO karşılığında tam olarak ne kadar HUF alacağınızı görevliye onaylatmadan işlem yapmayın! Çoğu döviz ofisinde farklı oranlarda komisyon uygulandığını da hatırlatmak isterim. Bir önemli not daha; hemen her yerde HUF gibi EURO da kullanılıyor (hatta kafe ve restoranlarda ödeme fişinde iki para birimi cinsinden de tutar yazıyor) fakat ödemeyi EURO olarak yaptığınızda biraz daha fazla ödeme yapmış oluyorsunuz! 



ULAŞIM:
Budapeşte'de otobüs, tramvay ve metro ile kentin her yerine ulaşmak çok kolay. Özellikle tramvaylar; duraklarının kentin pek çok yerinde kolaylıkla ulaşılabilir yerlerde olmaları, duraklarda fazla beklemeye gerek olmaması (birkaç dakika aralıklarla seferler var) ve hızla gidilecek yere ulaştırması bakımından benim en çok tercih ettiğim şehir içi ulaşım aracı oldu.

Gitmeden önce internetten satın aldığım Budapeşte Şehir Kartı (Budapest Card) ile özgürce seyahat edebilmek güzeldi. İnternet satışı %5 indirimli olan kartınızı Ferenc Liszt havaalanından teslim alıyor ve hemen kullanmaya başlayabiliyorsunuz.  Çok sayıda ücretsiz veya indirimli aktiviteyi Budapeşte Kart'la yaşama olanağı var; kesinlikle öneriyorum! 

Havaalanından Budapeşte kartınızı alabilmek için, internetten satın alma işlemi sonrasında e-posta ile gönderilen faturanın çıktısını yanınıza almayı unutmayın!



Budapeşte şehir kartını internetten satın almak yerine
havaalanındaki kart ofisinden de satın alabilirsiniz.

Şehir merkezine toplu taşıma ile ulaşım iki aşamadan oluşuyor: Önce hemen havaalanı çıkışından 200E otobüsüne binerek yaklaşık 20 dakikalık bir yolculukla Kőbánya-Kispest metro istasyonuna, buradan da mavi metro hattı (M3) ile şehir merkezine gidiliyor. 


Budapeşte şehir içi ulaşım haritası.

Budapeşte Kartınız yoksa otobüs ve metro için havaalanı içindeki toplu ulaşım ofisinden bilet alabilirsiniz. Otobüs şoförlerinden de çok az bir fiyat farkı ile bilet almak mümkün. Budapeşte Kartınızın arka yüzündeki tarih, saat ve imza bölümlerini doldurmayı; tek kullanımlık veya günlük biletlerinizi de otobüs, metro veya tramvayı ilk kullandığınızda sarı kutulara sokarak aktive etmeyi unutmayın! Özellikle metro girişlerinde çok sık bilet kontrolü yapılıyor ve aktive edilmemiş kartlar/biletler için ceza uygulanıyor.

Budapeşte şehir içi ulaşımı ile ilgili tüm bilgi ve haritaları bulabileceğiniz adres: BKV


KONAKLAMA:
Buda tarafındaki otelimden yazımın giriş kısmında bahsetmiştim. Bir daha Budapeşte'ye gitsem kesinlikle yine Hotel Papillon'da konaklarım. Bununla birlikte kentin her yerinde farklı fiyat ve özelliklerde çok sayıda otel var. 



BUDAPEŞTE GÜNLERİ

8 Mart 2016, Salı / 1. Gün

Sabah Budapeşte'ye erken gelmiştim. Her ne kadar gece yapılan yolculuğun verdiği bir yorgunluk olsa da günü kazanmak adına otele ulaşır ulaşmaz valizi bıraktım ve Buda tarafını gezmeye başladım. 


Merhaba Budapeşte!

Tuna nehri kenarından Parlamento Binası'nı seyrederek başladığım ve yaklaşık 9 saatte 13.6 km yürüyerek tamamladığım ilk günde sırası ile şuraları gezdim: Balıkçılar Tabyası (Fisherman's Bastion), Matthias Kilisesi, Buda Tepesi. Buda Tepesi (Buda Castle Hill), Buda Kalesi (Buda Castle) ve Kraliyet Sarayı'nın (Royal Palace) bulunduğu alan. Saydığım yerlere giderken birbirinden güzel, estetik ve karakteri olan sokaklardan geçtim, ne kadar yorgun olsam da Buda sokaklarında keyifle yürüdüm. Buda Tepesi'ne yürüyerek ulaşmak yerine Clark Adam Meydanı'ndan hareket eden füniküler ile de yukarıya çıkabilirsiniz.  


Gezime Buda yakasından Peşte'deki Parlamento Binası'nı seyrederek başladım.

Bu yazıda Budapeşte'de gezdiğim yerlerle ilgili fazla bilgi vermemeyi, yazıdan daha çok fotoğraflarla okuyanların bir fikir edinmesini sağlamayı amaçladım. Yazı genelinde adı geçen tüm yerler ve isimlerle ilgili internette çok sayıda bilgi kaynağı var, bir de burada olmasına gerek yok diye düşünüyorum. Bu düşünceden hareketle sırada ilk günden geriye kalan birkaç fotoğraf var.


Buda yakasındaki ilk durağım Balıkçılar Tabyası'na çıkış biraz yorucu.

Balıkçılar Tabyası, Macar krallarından Matthias'ın heykeli ve sağda Matthias Kilisesi.

Matthias Corvinus ya da Matthias I (Macarca; Hunyadi Mátyás).


Balıkçılar Tabyası'ndan şehrin iki yakası da çok güzel görünüyor.  

Balıkçılar Tabyası'nın hemen yanındaki Matthias Kilisesi (Matthias Church, Macarca; Mátyás-templom) Buda Kalesi bölgesinde yer alan tarihi bir kilisedir. İlk olarak 1015 yılında Macar Kralı Aziz Stephen tarafından yaptırılan kilise, 1241 yılında Moğol saldırıları sonucunda yerle bir olmuş, 13. yüzyılın sonları ve 14. yüzyılın başlarında ise Macaristan Krallığı’na altın çağını yaşatan Kral Matthias tarafından yeniden yaptırılmıştır. Kilisenin içi olduğu kadar dışı da güzel, özellikle çatıdaki detaylar etkileyici.              


 Matthias Kilisesi.
             
Kral Matthias'ın heykeli ve Matthias Kilisesi.
      
Matthias Kilisesi'ne girişler ücretli (1500 HUF), kilisenin kulesine
çıkmak isterseniz ayrıca 1500 HUF ödemeniz gerekiyor.
Ben kuleye çıkmadım ama içinde çok keyifli dakikalar geçirdim.
Müthiş etkileyici ve fotoğrafik bir yapı.

Matthias Kilisesi'nden sonra Buda sokaklarında birbirinden estetik binaları seyrederek yürümeye devam ettiğinizde Buda Kalesi'ne (aynı zamanda Buda Kraliyet Sarayı'na) nasıl geldiğinizi anlamıyorsunuz. 


Buda Kalesi'ndeki saray kısmına (Royal Palace) giriş kapısı.

Kale kapısından geçtiğinizde sağda, içinde Ulusal Galeri (Hungarian National Gallery) ve Budapeşte Tarih Müzesi'nin (Budapest History Museum) olduğu binayı (Buda Kraliyet Sarayı; Royal Palace), solda ise Tuna nehrinin ayırdığı Buda ve Peşte yakalarının manzarasını görüyorsunuz. Budapeşte Kartı ile girişlerin ücretsiz olduğu galeri ve müzeye kapanış saatine çok az kaldığı için giremedim, Budapeşte günlerim sırasında da buraya uğramaya zaman kalmadı. Belki de bir daha Budapeşte'ye gitmek için sebep yarattım kendime! 


Buda Kalesi'nden sağa doğru baktığınızda ise Budapeşte'nin merkezinde,    
Tuna nehri üzerinde yer alan 7 köprüden 4'ünü görebiliyorsunuz. 
Sırası ile Zincirli Köprü, Elizabet Köprüsü, Özgürlük Köprüsü ve Petőfi Köprüsü.

Peşte yakasından Buda Kalesi'nin gece görünümü ve
çok sevdiğim sarı tramvaylardan biri ve arka planda Buda Kalesi.

Gündelik yaşamında fazla yürümeyen ben, gece yaptığım uçak yolculuğu nedeni ile uykusuz da olmama rağmen tam 13.6 km'lik bir yürüyüşle Buda yakasını sokak sokak gezmiştim. Artık otele dönmenin ve dinlenmenin zamanı gelmişti. Muhteşem ışıklandırması ile gecesi gündüzünden daha güzel olan Budapeşte'de Tuna boyunca otele yürürken Zincirli Köprü ile Parlamento Binası'nı fotoğraflamak hem beni dinlendirdi hem de müthiş bir keyif verdi.


Gece Buda yakasından Peşte yakasına bakarken Zincirli Köprü böyle görünüyor.
Buda yakasından Peşte yakasındaki Parlamento Binası'nın gece görünümü.
                     
9 Mart 2016, Çarşamba / 2. Gün
Önceki gece yolculuk yapmak ardından dün gün boyu 13.6 km yürüyerek gezmek beni epey yormuştu. Gece olabildiğince dinlenerek Budapeşte'deki 2. günüme Peşte yakasının kuzeyindeki planladığım yerleri Parlamento Binası'nın çevresinden başladım ve gün boyu (yazının başlangıç bölümünde verdiğim krokime göre) sırası ile şuraları gezdim: Parlamento Binası'nın çevresi, Istvan Kilisesi (St. Stephen's Basilica)Andrássy Caddesi (Andrássy Avenue, Macarca; Andrássy út), Opera ve Operet binaları, tarihi metronun estetik istasyonları, Terör Evi, Kahramanlar Meydanı (Heroes' Square, Macarca; Hősök tere), şehir parkı (Macarca; Városliget). Günün finalini ise Gellert tepesinden Budapeşte'nin gece ışıklarını seyrederek yaptım. 

Yazının bu bölümünde yukarıda sıraladığım yerleri fazla söze girmeden gezerken çektiğim fotoğraflarla anlatmak istiyorum.

Parlamento Binası:
Budapeşte'nin en görkemli binası demek yanlış olmaz sanırım. Kentin sembollerinden biri olan ve Peşte tarafında bulunan yapı Tuna Nehri’ne bakıyor. Almanya ve İngiltere Parlamento binalarından sonra Avrupa’nın en büyük 3. Parlamento binası. İçini gezmek için neredeyse yarım gün ayırmak ve bazı bürokratik aşamaları geçmek gerekiyor, öyle "ben birine bakıp çıkacaktım" diyeni almıyorlar. İçini gezmek/görmek isterseniz şuradan bilgi alabilirsiniz. Ben kâh binayı kâh çevresindeki heykelleri seyredip fotoğraflayarak çevresinde gezdim.


Önce Balıkçılar Tabyası'ndan Parlamento Binası'nın nasıl göründüğünü hatırlayalım!

Uzunluğu 268 metre, genişliği 118 metre olan Budapeşte Parlamento Binası 96 m yüksekliğe sahip. Binaya 27 farklı kapıdan girilebiliyor. İçindeki merdivenlerin toplam uzunluğu ise yaklaşık 20 km!

Yapımı sırasında 40 milyon adet tuğla, 500 bin adet değerli taş ve 40 kg altın kullanılmış!    


1885 yılında Neo-Gotik mimaride inşasına başlanan bina, 1904’de tamamlanabilmiş.

Macaristan Parlamento Binası (The Hungarian Parliament Building, Macarca; Országház).

Sovyet döneminden sonra 23 Ekim 1989 tarihinde Macar Cumhuriyet'i halka buradan ilan edilmiş.
   
Tuna kıyısındaki insanın yüreğini sızlatan ayakkabılar!
Parlamento Binası'nın çevresini yürüyüp Tuna kenarına indiğinizde sizi nehir kenarında insanlık tarihinin utançlarından birini hatırlatacak bir anıt karşılıyor; The Shoes on the Danube Bank

Macar heykeltraş Gyula Pauer'in yaptığı ve 
16 Nisan 2005 tarihinde açılışı yapılarak 
kent kimliğine kazandırılan anıtın tasarımcısı 
Türk kökenli Macar yönetmen Can Togay.



Nazilerin 2. Dünya Savaşı sırasında yaklaşık 6 milyon Yahudi'ye yaptığı sistematik soykırımı ("holokost") anlatan anıtta; Naziler tarafından kurşuna dizilerek Tuna Nehri'ne atılan Yahudilerin geride bıraktıkları ayakkabıları canlandırılmış. Günümüzden 70 yıl önce geride kalan o ayakkabıları kullanırken Naziler ne hissetmiştir bilemiyorum ama anıtı gören her normal insan orada insanlığı mutlaka sorguluyordur diye düşünüyorum. 


Istvan Kilisesi (St. Stephen's Basilica):
Parlamento Binası'nın olduğu yerden 15 dakikalık yürüyüşle (ister ara sokaklardan, ister benim yaptığım gibi Zincirli Köprü'ye bir selam vererek Tuna kenarından) Istvan (Aziz Stephen) Bazilikası'na ulaşılıyor. 


Istvan Kilisesi ya da diğer adı ile Aziz Stephan Bazilikası (St. Stephen's Basilica).

Yapımı 1905 yılında tamamlanan yapının en yüksek yeri olan kulesi 96 m yüksekliğindedir. Bu uzunluk Parlamento Binası'nın ana kubbesinin yüksekliği ile aynıdır ve kent merkezinde 96 m'den daha yüksek yapılaşmaya izin verilmemektedir (kentler kimliklerini ve karakterlerini kolay kazanmıyor!). Bazilikaya giriş ücretsiz, kuleye çıkmak isterseniz 500 HUF ödemeniz gerekiyor. Dilerseniz ücretli rehberli turlara da katılabilirsiniz (detaylı bilgi şurada). Ben akşam şehre tepeden bakacağım için kuleye çıkmakla vakit keybetmek istemedim ve muhteşem mimarisi ile insanı büyüleyen bazilika içinde epey vakit geçirdim.


Bazilikaya girmek için acele ederseniz giriş kısmındaki 
harika detayları kaçırabilirsiniz (soldaki fotoğraf)!

Şimdi sizi bazilika içinde çektiğim birkaç fotoğraf ile baş başa bırakıyorum. Fotoğraflara tıklayarak büyük olarak izlemenizi, tavan ve camlardaki vitray detaylarını kaçırmamanızı öneriyorum.









Andrássy Caddesi (Andrássy Avenue, Macarca; Andrássy út):
Bir ucunda Erzsébet Meydanı, diğer ucunda şehir parkının (Városliget) yer aldığı, tarihi 1872'ye dayanan, üzerinde yer alan kafeler, restoranlar, sanat merkezileri ve elçiliklerle Budapeşte'nin en önemli alışveriş ve yaşam caddelerinden biridir. 


Andrássy Caddesi'nin başlangıç noktası.

Caddenin altında da yine bir tarih yer alıyor; her biri bir başka güzel ve estetik olan istasyonları ve eski vagonları ile Tarihi Budapeşte Metrosu (Millennium Underground Railway). Cadde üzerinde yürürken her iki tarafta yer alan birbirinden estetik tarihi binaları seyretmek, zaman zaman tarihi metro istasyonlarına inip tekrar caddeye çıkmak yürüyüşe büyük keyif katıyor. Budapeşte'deki 1 numaralı metro hattı olan bu tarihi hattın kent ulaşım haritasındaki rengi ise sarı. Türkiye Cumhuriyeti'nin Budapeşte Büyükelçiliği cadde üzerindeki 123 numaralı binada yer alıyor.


Andrássy Caddesi üzerindeki önemli yapılardan biri olan Opera Binası (solda) ve hemen karşısında kahve molası vermek için tarihi yapısı, film seti tadındaki dekoru ve hoş atmosferi ile Művész Kafe. 
                                 
Andrássy Caddesi'ndeki yürüyüşüme devam ederken Budapeşte'deki ilk kahve molamı, gezi planıma yazarken bile (internette gördüklerim ve okuduklarım sayesinde) keyif aldığım Művész Kafe'de veriyorum. Bir gün Budapeşte'ye gider ve bu cadde üzerinden geçerseniz mutlaka uğramanızı öneriyorum.


 Andrássy Caddesi üzerinde yer alan önemli bir kavşak; Oktogon.

Kahve molasından sonra caddenin karşısına geçiyorum ve Nagymező Sokağı'na giriyorum. Bir gezi yazısında okuyup not aldığım Budapeşte Operet Binası'nı fotoğraflayıp, eserleri bu binada icra edilmiş olan, Yahudi kökenine rağmen Hitler'in bile değer verdiği Macaristan doğumlu operet kompozitörü Imre Kálmán ile kısa bir sohbetten sonra tekrar caddeye geri dönüyorum. Caddeye çıkarken sokaktaki Macar sanatçılarının  ayak izleri dikkatimi çekiyor. 

Budapeşte Operet Binası ve eserleri burada icra edilmiş olan Imre Kálmán heykeli.

Operet Binası'na karşı Imre Kálmán ile kısa bir sohbet.

Nagymező Sokağı'nda yürürken dikkat edin, kent kimlikleri ve karakterleri kolay oluşmuyor!

Sırada Andrássy Caddesi üzerindeki en önemli ve etkili yerlerden biri var; Terör Evi Müzesi (House of Terror, Macarca; Terror Háza Múzeum)


Terör Evi Müzesi (House of Terror, Macarca; Terror Háza Múzeum).

Şimdi Macaristan'ın yakın tarihi ile ilgili kısa bir bilgi vermenin tam sırası olduğunu düşünüyorum. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Nazilerin, savaş sonrasında ise tam 42 yıl Sovyetler'in işgali ve rejimleri altında olan Macaristan, komünizmin çöküşü ile 1989 yılında şimdiki Macaristan Cumhuriyeti halini almış. Söz konusu iki dönemde Macar halkı çok büyük acılar, başta Budapeşte olmak üzere kentleri ise yıkımlar yaşamış. İşte bu müzede bu iki döneme ait belge ve bilgiler sarsıcı bir şekilde sergileniyor. Ben bu müzeyi gezerken yakın tarihte yaşamış olan Macar halkı için üzüntü ve acı hissettim. Bugün Macar nüfusunu oluşturan insanların pek çoğunun bu iki dönemin acı ve izlerini hâlâ taşımakta olduğunu düşündüm. Macar halkının kendi vatanlarında özgür Macarlar olarak yaşamalarının geçmişi çok değil sadece 27 yıl öncesine dayanıyor. Müzede fotoğraf çekilmesine izin verilmediği için aşağıdaki fotoğrafları internetten aldım. 

Müze girişinde yer alan ortadaki boş alanda iki "terör" rejimini sembolize eden
bir tank ve duvarlarda katledilen Macarların fotoğrafları yer alıyor.
İnsanın insanlıktan utandığı yerlerden biri!

Bodrum katındaki hücreleri görmek için kullandığınız asansör sizi normal hızla aşağıya indirirken, yukarıya çıkışta iki kat arasını çıkmak neredeyse 5 dakikayı buluyor. Bu sırada siz hem asansörün cam kapısından çevreyi (hücreler, duvarlar...) görüyor hem de kabin içinde yapılan video yayının etkisi altında kalıyorsunuz. Ben bir ara kendimi binadan çıkamayacağım gibi bir psikolojik baskı hissettiğimi söylemeliyim.

Müzenin dışında, Andrássy Caddesi kenarındaki kaldırımda yer alan anıt da etkileyici. Anıtın üzerinde Macaristan'ın ulusal şairlerinden SándorPetőfi'nin bir sözü yer alıyor; "köle ya da özgür olacağız".


Terör Evi Müzesi'nin önünde karar vermek gerekiyor;
köle olarak mı yoksa özgürce yaşamak mı!

Unutmadan, müze pazartesi dışındaki günlerde açık ve bilet ücreti 2000 HUF. Budapeşte'de mutlaka görülmesi yerlerden biri olduğunu düşündüğüm Terör Evi Müzesi ile ilgili tüm bilgiler şurada.

Andrássy Caddesi'nin sonundaki şehir parkından önce sırada Kahramanlar Meydanı (Heroes' Square, Macarca; Hősök terevar. Zamanı iyi değerlendirmek için hemen Terör Evi Müzesi'nin az ilerisindeki Vörösmarty istasyonundan tarihi metroya biniyorum. Hem bu hatta seyahat etmiş, ve istasyonlarını görmüş oluyorum hem de Kahramanlar Meydanı'na daha hızlı ulaşıyorum. 

Metrodan Hősök tere istasyonunda inip yukarıya çıktığımda beni nefis düzenlemesi ve çevresindeki kültürel zenginliği ile dikkatimi çeken bir meydan karşılıyor ve ister istemez kıyas yapıyor, düşünüyorum; "burası da bir kent meydanı, Taksim ve Kızılay da birer meydan!" Sahi bizim yerel yöneticiler yurt dışına çıktıklarında, kardeşlik protokolleri imzaladıkları dünya kentlerini gördüklerinde, ülkeye döner dönmez o âna kadar yaptıklarından daha da beter şehircilik örnekleri üretmeyi düşünüyor olabilirler mi! Bu arada, Budapeşte'nin Ankara ile kardeş şehir olması ne acı bir ironidir. Hele de Ankara'da yaşayan biri olarak Budapeşte'yi gördükten sonra!


Kahramanlar Meydanı ve Milenyum Anıtı
Sabah Parlamento Binası ile başladığım gezimin 2. gününde öğlen olmuştu ve ben Budapeşte'nin en geniş meydanına ulaşmıştım. Önce bir süre hayranlıkla bu gösterişli meydanı seyrettim, ardından bol bol fotoğraf çektim.


Resmi törenler ve kutlamaların yapıldığı meydanın ortasında büyük bir sütun, 
sütunun altında ve arkada yer alan iki blokta ise Macaristan tarihinin önemli kahramanlarının heykelleri bulunmaktadır.

Andrássy Caddesi’nin sonundaki meydanın solunda Güzel SanatlarMüzesi (Museum of Fine Arts, Macarca; Szépművészeti Múzeum), sağında Macar SanatAkademisi (Kunsthalle), hemen arkasında ise şehir parkı (City Park, Macarca; Városliget) yer almaktadır.

Meydanın solunda Güzel Sanatlar Müzesi, 
sağında ise Macar Sanat Akademisi yer alıyor.

Kahramanlar Meydanı (Heroes Square, Macarca; Hősök Tere) Macaristan’ın kendi topraklarında yaşamasının 1000. yılı şerefine yapılan Budapeşte’nin en geniş meydanıdır. Tarihte Macar halkının bağımsızlığı ve özgürlüğü için mücadele eden kahramanlara adanmış meydanın yapımına 1896 yılında başlanmış ve 1906’da tamamlanmıştır.


Milenyum Anıtı'ndan kesitler.

Meydanın orta kısmındaki heykel grubunun ön tarafında bir sembolik mezar bulunmaktadır. Macaristan’ın özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinde hayatlarını kaybeden askerlerin anısına yapılmış olan bu anıt mezarın kaidesinde “höseink emlékére” (kahramanlarımızın anısına) ifadesi yazmaktadır.

Meydanın arka planında sağda ve solda yer alan heykel bloklarında 
Macar kahramanlarının heykelleri ve her heykelin altında o kişi ile ilgili 
bir rölyef yer almaktadır.

Blokların üst kısımlarındaki heykel grupları da dikkat çekici.

Meydanda yer alan anıt grubu Milenyum Anıtı (Millenniumi emlékmű) 
olarak isimlendirilmiştir.
   
Şehir Parkı (Városliget)
Kahramanlar Meydanı'nın hemen arkasında yer alan, içinde kışları donan yüzeyinde paten kayılan bir göletin de bulunduğu şehir parkı, hem gezmek hem de şehrin bu bölümünü gezerken mola vermek için uygun. Parkın başlangıcında beni, heybeti ve görselliği ile Vajdahunyad Kalesi karşılıyor. Görüntüsü daha "yaşlı" göstermekle birlikte yapım tarihi 1896 olan kale, Romanya'nın tarihi bölgesi olan Transilvanya'daki Hunyad Kalesi'nin kopyası olarak yapılmış.

Şehir Parkı'nın girişinde yer alan Vajdahunyad Kalesi.

Vajdahunyad Kalesi'ne girerken yukarı doğru bakmayı unutmayın!
                         
Kalenin solunda yine bir kopya yapı var; Jak Şapeli (Jáki kápolna). Macarlar, Budapeşte'ye 240 km uzaklıkta, Avusturya sınırında bir köy olan Jak'daki şapelin bire bir kopyasını şehir parkına yaparak insanları uzağa gitmekten kurtarmışlar. Macaristan'daki en güzel romanesk kiliseyi yerinde görmek isterseniz adresi önceki cümlede verdim! 


Şehir parkında kopyası bulunan Jak Şapeli'nin orijinalini görmek için 
Budapeşte'den yaklaşık 300 km uzağa gitmelisiniz!

Buradaki bir diğer önemli yapı Macar Tarım Müzesi (Magyar Mezőgazdasági Múzeum).

Macar Tarım Müzesi'nin tam karşısında, hemen herkesin beraber fotoğraf çektirmeye can attığı (fotoğraf çektirenlerin tuttuğu kalemin ucundan belli!), görkemli bir heykel var. Oturan ve elinde kalem tutan bir adamı tasvir eden bu heykelin özelliği, yüzünü saklayan kapüşon nedeniyle çehresinin çok net seçilememesi. Uzunluğu 1.9 m olan bronz heykel, 1903 yılında Miklós Ligeti tarafından yapılmış. Anonim (Anonymus) adındaki heykel; 12 ve 13. yüzyıllarda yaşamış ve Macar tarihi üzerine en erken çalışmalardan ‘Gesta Hungarorum’ (Macarların İşleri) isimli kayıtları kaleme almış, ismi bilinmese de resmi bir saray çalışanı olduğu düşünülen kişiye atfedilmiş. 


Macarların tarihine ait pek çok hikâye onun kaleminden çıkmış olsa da bu 
gizemli tarih yazıcısının ismiyle hatırlanmamayı seçtiği söylentisi günümüzde 
hâlâ geçerliliğini koruyor. 

Şehir parkının sol tarafında, 1913'ten bu yana hizmet veren Avrupa'nın en büyük termal havuz kompleksi olan Széchenyi var. Sırası gelmişken, Budapeşte termal su kaynakları bakımında zengin bir şehir ve bu zenginlik ekonomik (turizm) olarak çok iyi kullanılıyor. Şehrin Buda tarafında Gellert, Kıraly, Lukács ve Rudas başta olmak üzere, hemen her biri tarihi yapılarda hizmet veren çok sayıda termal havuz var. Peşte yakasındaki Széchenyi bizim bildiğimiz anlamda bir kaplıca tesisi değil, sauna ve masaj başta olmak üzere sunduğu çok sayıda hizmet ile tam bir keyif kompleksi. Kompleks içinde bulunan 15 kapalı ve 3 açık havuza iki kaynaktan su sağlanıyor. Széchenyi kompleksinin nasıl bir yer olduğunu şuradaki internet sitesinde daha iyi görebilirsiniz.


Budapeşte'ye giderseniz ya planınızda buraya yarım gün ayırın ya da benim  gibi
tercih yapma hakkınızı kullanarak dışarıdan ve girişinden şöyle bir  bakarak
gezilecek diğer yerlere doğru yürümeye devam edin.

      Budapeşte gezi planımda zaman kısıtlaması nedeniyle termal banyo keyfi         yapmak yoktu. Széchenyi termal tesisinin sadece girişine şöyle bir baktım.
        
Sevgili okur; şimdi sana Budapeşte ile ilgili müthiş bir ipucu vereceğim, dikkat! Budapeşte'ye gitmeden önce okuduğum gezi yazılarından birinde Andrássy Caddesi'nde buluna bir kafeden bahsediliyordu. Eğer o yazıyı okumamış olsam, büyük olasılıkla Budapeşte'ye gezmeye gitmiş pek çok kişi gibi ben de aşağıdaki fotoğrafta görünen binanın önünden geçer giderdim.


Kendime haksızlık yapmayayım, ben bu binaya en azından fotoğrafik olduğu için bakardım, hatta içinde kitapçı olduğunu görünce de girerdim!
       
Şehir parkındaki Széchenyi fürdö durağından tarihi metroya bindim ve dört durak sonra Oktogon istasyonunda indim. Caddeye çıkınca yaklaşık 250 m Opera Binası yönünde yürüdüğümde gezi planımda yer alan kahve molası mekanlarından biri olan Alexandra Book Cafe'ye ulaştım. Andrássy Caddesi'ndeki 39 numaralı bu binanın caddeden görünen yüzünde büyük bir kitapçı var. 


Andrássy Caddesi 39'daki Alexandra Book Cafe'yi kaçırmayın!
Giriş katındaki kitapçıda dolaşmak, dilinden anlamasanız da kitapların
arasında olmak çok güzel bir duygu.

Bir süre kitaplara yakın olmanın keyfini yaşadıktan sonra yürüyen merdivenlerden üst kata çıktım ve o kapıdan büyülü güzellikteki tarihi salona girdim.


Alexandra Book Cafe; kitap, kahve, sanat, tarih ve müzik; hepsi burada!

Adını Alman-Macar ressam Karoly Lotz'dan alan Lotz Salonu. 

Budapeşte gezisi sırasında kahve molası verilebilecek en iyi yerlerden birisi. 

Kahve güzel, ortam muhteşem, müzik de var; dikkat, geziniz yarıda kalabilir!

İzlemesi de keyifli: Alexandra Book Cafe

Budapeşte'deki ikinci günümün finalinde Gellért Tepesi'ne çıktım. Budapeşte'deki gezilecek yerlerden biri olan bu tepede Gellért heykeli, özgürlük anıtı ve Citadel adındaki kale var. Ama bunlardan başka bir şey var ki, özellikle hava karardıktan sonra ortaya çıkan muhteşem Budapeşte manzarası. Zamanı olanların hem gündüz hem de gece çıkmasını öneririm. 

Tepeye çıkmak için en kolay ulaşım seçeneği özel otomobil veya taksi. Toplu taşıma kullanarak da (benim gibi) buraya ulaşabilirsiniz. Bunun için yapmanız gereken Budapeşte'nin en yeni metro hattı olan M4 yeşil hat ile (Szent Gellért ter istasyonunda inerek) Gellért meydanına gelmek. 

Szent Gellért ter metro istasyonu.

Adeta bir sanat galerisi görünümündeki bu estetik istasyonu bir süre seyrettikten sonra yukarı çıkıp Özgürlük Köprüsü'ne (Liberty Brideg, Macarca; Szabadság híd) sırtınızı vererek Bartók Béla caddesindeki (metrodan yukarı çıktığınız caddenin paralelindeki, Özgürlük Köprüsü'ne yakın olan cadde) otobüs durağından 27 no'lu otobüse binmek. Yürüme seçeneği de gündüz saatlerinde kullanılabilir ama bunun için yeterli enerjiniz ve zamanınız olmalı. 


Gellért Tepesi'nden harika ışıklandırması ile Budapeşte.

Gellért Tepesi'nden Buda Kalesi.
10 Mart 2016, Perşembe / 3. Gün

Budapeşte'deki üçüncü günümde beni yine yoğun bir program ve atılacak binlerce adım bekliyordu. Dün, sabah 9'dan akşam 22'ye kadar tam 13.8 km yürümüştüm (bu benim kişisel tarihimde bir rekordur). Gece olabildiğince dinlenmiş, sağlam bir kahvaltı ile aydınlık bir Budapeşte gününe uyanmıştım. 

Gezi planımdaki günün hedef noktaları sırası ile şöyleydi: Zincirli Köprü, Erzsebet Köprüsü, Özgürlük Köprüsü, kapalı pazar, ulusal müze, Pâl Sokağı Çocukları ile oyun molası, Gerbaud Cafe'de kahve molası, büyük sinagog, Szimple Kert'de bira molası ve günün finalinde akşam ışıklarında Tuna üzerinde tekne turu.

Önce 
Zincirli Köprü, Erzsebet Köprüsü ve Özgürlük Köprüsü'nde epey yürüyüp farklı açılardan fotoğraflar çektim. Kâh Buda kâh Peşte yakasında olmak, iki yaka arasındaki köprüler üzerinde yürümek bana çok keyif verdi. Budapeşte'deki köprülerle ilgili fotoğraflarımı yazının sonunda toplu olarak vereceğim. Şimdilik bahsettiğim üç köprüyü tek bir fotoğrafta size göstermek istiyorum.



Tuna nehri üzerinde yer alan 7 köprüden 3'ü;
Zincirli Köprü, Erzsebet (Elizabet) Köprüsü ve Özgürlük Köprüsü. 

Kapalı Pazar Yeri (Nagyvásárcsarnok)
Şimdi sizi hem görkemli mimarisi hem de içindeki keyifli atmosferi ile kapalı pazar yerine (Great Market Hall / Central Market Hall (Macarca; Nagyvásárcsarnok) götürmek istiyorum. Erzsebet Köprüsü'nün Peşte ayağına çok yakın olan kapalı pazar yerinin giriş kapısı, ünlü Váci caddesinin (Váci utca) başlangıç noktasına bakıyor. Budapeşte'ye gidenlerin mutlaka uğraması gereken yerlerden biri olan çarşıya M4 metrosu (yeşil hat) veya 2 no'lu tramvay ile ulaşmak mümkün. Metrodan veya tramvaydan Fővám tér istasyonunda inmelisiniz!


Kapalı pazar yeri (Great Market Hall / Central Market Hall, Macarca; Nagyvásárcsarnok).

Kapalı pazar yerinin özellikle çatı detayları muhteşem!

Kapalı pazar yeri bodrum katı ile birlikte toplam üç katlı.

Kapalı pazar yerinin içinden görüntüler.

İnşaatı 1894 - 1896 yılları arasında tamamlanan pazar yeri sabahın erken saatlerinden itibaren (kapı saat 6'da açılıyor!) yerel halk tarafından alışveriş yapmak için tercih ediliyor. Turistler ise günün ilerleyen saatlerinde her türlü hediyelik eşyayı burada uygun fiyata bulabiliyor. Ben de Macar biberi toz paprikayı ve her gittiğim dünya kentinden mutlaka aldığım anahtarlık ve magnetleri buradan aldım.


Çarşının üst katı yemek, hediyelik eşya ve giyim dükkanları ile dolu.

Çarşıda başta Macar lezzeti lángos olmak üzere pek çok yiyecek seçeneği var.
 Zaman zaman yemek temalı etkinliklerin de düzenlendiği kapalı pazar yeri ile ilgili tüm bilgileri şurada bulabilirsiniz.

Birbirinden çekici tezgâhlar...

Et ürünlerinin sergilenme şekli epey ilgimi çekti.

Alışveriş yapanları ve esnafı seyretmek de keyifliydi.

Macar Ulusal Müzesi
Budapeşte'deki müzelerin en önemlisi ve içeriği en zengin olanı Macar Ulusal Müzesi (Hungarian National Museum, Macarca; Magyar Nemzeti Múzeum), henüz içeriye girmeden göz alıcı mimarisi ile insanı etkiliyor. Müzeye metro (M3 veya M4 hattı) veya tramvayla (47 veya 49 no'lu) ulaşmak için Kálvin tér istasyonunda inmek ve çok az yürümek gerekiyor. Tam bilet ücretinin 1600 HUF olduğu Macar Ulusal Müzesi'ne Budapest Card ile ücretsiz girmek mümkün. 


Macar gazeteci, yazar ve şair János Arany'nin heykelinin çevresindeki ve müze
merdivenlerindeki çocuklar ve gençler ortama pozitif enerji yayıyordu.

Pál Sokağı Çocukları  
Budapeşte'ye gitmeden önce Budapeşte ile ilgili bir kitap okumak istedim ve ilk baskısı 1906 yılında yayınlanmış olan dünyaca ünlü Macar romanı Pál Sokağı Çocukları'nın (Macarca; A Pál utcai fiúk) en iyi seçim olacağına karar verdim. Kitabın yazarı Ferenc Molnár hakkında internette araştırma yaparken, roman kahramanlarının heykellerinden oluşan bir sokak anıtının varlığını öğrendim. Kararımı vermiş ve planıma eklemiştim; mutlaka buraya gidecek ve o güzel çocuklarla bilye oynayacaktım.  


Budapeşte'ye giderseniz, Práter sokağına uğramayı ve Pál sokağı çocukları ile bilye oynamayı unutmayın!
Romandaki baş kahraman Ernő Nemecsek ve arkadaşlarından oluşan heykel grubunun, romanın konusunun geçtiği Pál sokağında değil, o sokağın hemen yakınındaki Práter sokağında olduğunu yine internet sayesinde öğrendim. Romanı okuyanlar bilir; Pál sokağının çocukları bir gün okul dönüşünde (kendi sokaklarına varmadan başka bir sokakta) bilye oynarlar ve "kötü çocuklar" olan Paster kardeşler tarafından bilyeleri gasp edilir. İşte heykel grubunun bu nedenle Pál sokağı yerine hemen yakınındaki Práter sokağına yapıldığını düşünüyorum.

Pál sokağı çocukları ile bilye oynamak için M3 metrosunu kullanabilirsiniz. Metrodan Corvin-negyed istasyonunda inip yukarı çıktıktan sonra József Bulvarı üzerinde biraz yürüdükten sonra sağdaki Práter sokağına girmelisiniz. Heykel grubu (bir okul olan) 11 no'lu  binanın hemen önünde yer alıyor. 





                         
Şükür sebeplerinden; József  Bulvarı, Práter Sokağı, No: 11'de düşündüğüm bir ânı yaşamak!


Köprüler, kapalı pazar yeri, ulusal müze ve çocuklarla bilye oynamak derken epey yorulmuştum. Şimdi Budapeşte'nin ünlü kahve mekanlarından biri olan Gerbaud Cafe'de mola vermenin tam sırasıydı. Gerbaud Cafe Vörösmarty meydanında, M1 metro istasyonuna sadece birkaç adım uzaklıkta alıyor. Yeri gelmişken bir önemli not; Vörösmarty meydanı Peşte yakasının en popüler toplanma alanı. Yılbaşı öncesinde Budapeşte'de olursanız burada kurulan satış yerlerini mutlaka ziyaret edin!


Gerbaud bana kesinlikle dün yaşadığım Book Cafe keyfini vermedi ve bir daha Budapeşte'ye gitsem "şuraya bir defa daha gideyim" demeyeceğim yerlerden biri oldu.

Dohány Sokağı Sinagogu 
(Great Synagogue / Dohány Street Synagogue, Macarca; Dohány utcai zsinagóga)
Yahudiliğin Budapeşte’deki varlığı 13. yüzyıla kadar dayanmaktadır. Yahudiler ilk olarak Buda yakasına yerleşmiş ve zaman içinde Peşte yakasında küçük bir yerleşke olan Erzsébetváros’ta bir Yahudi yerleşimi oluşturulmuş.  


Budapeşte'nin 7. bölgesi olan Erzsébetváros günümüzde Yahudi kültürünün en canlı olduğu yerlerden biridir. Büyük Sinagog da bölgedeki Dohány sokağında yer almaktadır. 
Budapeşte’nin sembol yapılarından biri olan sinagog 1854-1859 tarihleri arasında inşa edilmiş. Yaklaşık 3000 kişilik ibadethanenin mimarı Viyanalı Ludwig Förster. Mabedin en önemli özelliklerinden biri devasa büyüklüğü.


Budapeşte'deki sinagog Avrupa’nın en büyük sinagogu olarak bilinir ve
mimari açıdan dünyadaki (sonradan yapılan) bazı sinagogları etkilemiştir. 
Yapının dışı kırmızı, sarı ve mavi tuğlalardan yapılmış. Sinagogun, uzunluğu 4.3 metre olan soğan biçimli kubbeleri akla Rus mimarisini getiriyor. 


Sinagogu ziyaret eden erkeklerin başlarını kapatmaları şart. Ya girişte verilen kipayı kullanmalısınız ya da benim gibi kendi şapkanızla içeriyi gezmelisiniz.


Sinagogun içi (dışı gibi) muhteşem güzellikte.
Sıralardan birine oturdum ve uzun uzun bu güzelliği seyrettim.


Sinagogu gezerken yukarıya bakmayı unutmayın!


Göz alıcı detaylar...

Her yer ayrı güzel, ayrı fotoğrafik!

Sinagog 1939’da Nazi yanlısı bir Macar grubu tarafından bombalanmış ve II. Dünya Savaşı sırasında bir ara Alman radyosu tarafından merkez olarak kullanılmış. Savaş sırasında gettoda hayatını kaybeden binlerce Yahudi buranın arkasında yer alan mezar alanına gömülmüş.


Sinagog bahçesinde yer alan mezar alanı.

Komünist dönemde bakımsız kalan Yahudi kültürünün en önemli sembol yapılarından biri olan sinagog için ancak 1991’den itibaren harekete geçilebilmiş. Toplanan büyük bağışlar sayesinde restore edilen yapı günümüzde Budapeşte'nin turistler tarafından ziyaret edilen favori yerlerinden biri durumunda. 

Sinagog her yıl ağustos sonu - eylül başı gibi düzenlenen Budapeşte Yahudi Festivali’nin merkezi durumunda. Festival kapsamında sinagogda çeşitli konserler, sergiler ve gastronomi alanında etkinlikler gerçekleştiriliyor. Sinagog festival süresince farklı dinlerden ilahilere, caz konserlerine ev sahipliği yapıyor. 



II. Dünya Savaşı sırasında katledilen Yahudilerin anısına...

Sinagogun hemen yan tarafında bulunan müze, Yahudi kültürünün örnekleri ve Yahudi soykırımı ile ilgili bazı belgeleri içeriyor. Müze binası politik siyonizmin kurucusu Theodor Herzl’in doğduğu evin yerinde inşa edilmiş. Siyonizm denilince akla gelen ilk isim olan Herzl, her ne kadar Avusturyalı bir gazeteci olarak bilinse de aslen Macar Yahudisidir. Müzenin II. Dünya Savaşı’ndan önce inşa edilerek sinagoga bağlandığı biliniyor. 


Sinagog kompleksi içinde yer alan müzede
insanı derinden etkileyen fotoğraf ve objeler var.

Sinagog avlusunda 1991’de açılan ve Macar heykeltraş Imre Varga tarafından yapılan "Soykırım Anıtı" bulunmaktadır. Anıt, II. Dünya Savaşı sırasında katledilen 500 binden fazla Yahudi’nin anısını yaşatmak amacıyla yapılmış. İlginç bir bilgi; anıtın inşasını aslen Macar asıllı bir Yahudi olan ünlü aktör Tony Curtis finanse etmiş. Anıt, ağlayan bir söğüt şeklinde tasarlanmış. Ağacın her bir yaprağında soykırım kurbanlarının isimleri yazıyor. 


Macar Yahudi Şehitler Anıtı (Imre Varga, 1989).

Sinagog ile ilgili her türlü bilgi şurada!

Sinagog için tam bilet 3000 HUF, müzeyi de gezmek isterseniz kombine bilet  (sinagog + müze) 3700 HUF

Ulaşım: Deak Ferenc ter istasyonuna (M1 metrosu, sarı hat) ve Astoria istasyonuna (M2 metrosu, kırmızı hat) birkaç yüz metre yürüme mesafesinde. Ayrıca 47, 48 ve 49 no'lu tramvaylar da sinagogun yakınından geçiyor.

Budapeşte'deki üçüncü günümün son gezilecek mekânı olan sinagogda
yorgunluk dayanılmaz hale geldi ve zaman zaman böyle dinlendim.

Sinagogu gezerken bazen bir sıra başına dayanarak bazen de bir sıraya oturarak dinlendim ama şimdi sırada günün yorgunluğu Budapeşte birası ile atmak için ilgi çekici bir "ruin bar" vardı; Szimpla KertSinagogdan çıktıktan sonra bir süre Dohány sokağında yürüdüm, Kazinczy sokağı ile kesişme noktasından sola döndüm ve Kazinczy sokağı 14 numaradaki Szimpla Kert'i kolayca buldum.


Kazinczy sokağı 14 numaradaki Szimpla Kert.
Szimpla Kert içindeki barlardan biri.

Ruin barlar genellikle terk edilmiş/kullanılmayan ucuz binaların sağdan
soldan bulunan objelerle dekore edilmesi ile oluşmuş mekânlar. 

Telefon ahizesinin kapı koluna, hurdaya çıkarılan arabanın yarısının koltuğa dönüştüğü,
hepsi renkli, sıcak, samimi ve ilham verici keyif ve eğlence yerleri.

Szimpla Kert'deki tuvalet kapıları...

Duvarlar, ilginç objeler...

Ve benim bira keyfi yaparak günün yorgunluğunu attığım köşe.

Budapeşte'de eski binaların içindeki bölümlerin/katların farklı içeriklerle bar şeklinde kullanılması ile ortaya çıkan eğlence yerlerine "ruin bar" diyorlar. Ben bunlardan Szimpla Kert'i (Tek Bahçe) gezi planıma dâhil etmiştim.


Ve üçüncü günün sonunda Tuna üzerinde tekne turu!
Tam üç gün boyunca sokak sokak Budapeşte'yi gezip gördükten sonra, Budapeşte'deki son akşamımda şimdi sıra cila niyetine Tuna üzerinde tekne turuna katılmak ve muhteşem ışıklandırması ile kenti bir de su üzerinden seyretmek vardı.

Öyle yorgundum ki (bugün de 13.5 km yürümüştüm) bu tekne turu bana çok iyi gelecekti. Tekne turu için biletimi daha Budapeşte'ye gitmeden internetten satın almıştım. Yaptığım araştırmalara göre Budapeşte'de teken turu hizmetini en iyi veren şirket Legenda idi ve yanılmadığımı yaşayarak gördüm. Farklı tur seçeneklerinden akşam için 1 saat süreli tur satın almıştım. Normal ücreti 5500 HUF olan bu tur için ben Budapest Card ile 4400 HUF ödedim! İnternetten satın alırken Budapest Card seçeneği var, adresinize gelen epostadaki faturayı çıktı alarak yanınızda götürmeniz hiçbir sorun yaşamadan tur saatinde tekneye binmenizi sağlıyor. 



Tur sırasında Türkçe'nin de olduğu toplam 30 dilde yapılan video sunumunu izleyebiliyorsunuz. Tura katılanlara birer tane soğuk içecek de Legenda'nın hediyesi. Buz gibi bira eşliğinde muhteşem bir tur yaşadım. İnanın ne kadar yazsam aldığım keyfi anlatamam. Budapeşte'ye giderseniz benim yaptığım gibi önce şehri gezin, sonra son akşamınızda tekne turuna katılın. Çok zamanınız varsa şehri gezerken bir ara gündüz turu da yapın. 

Ben tekne turu sırasında ne fotoğraf ne de video çektim, tamamen müthiş bir keyifle ânı yaşadım (inanın yazarken şu an yine yaşıyorum)
Şuradaki video tam anlamı ile Budapeşte/Tuna tekne turunu özetliyor.


Umarım Budapeşte gezi notlarımı okurken ve fotoğraflarımı izlerken keyif almışsınızdır. Budapeşte’den döneceğim günün sabahını Budapeşte’ye yaklaşık 40 km uzaklıktaki (bizim Polonezköy tadındaki) Szentendre’ye ayırdım. 


Budapeşte'de çektiğim fotoğraflardan hazırladığım fotoğraf gösterisini buradan izleyebilirsiniz!


Saygı ve sevgi ile...

Sümer Özvatan
Eylül 2016, Ankara